Venüs

İtalyan ressam Sandro Botticelli’nin, Venüsün Doğuşu eseri hiç şüphesiz en çok beğenilen sanat eserlerinden biridir. 1485 yıllında tamamlanan sanat ikonunda, Venüs’ün bir deniz kabuğu içinde denizden çıkışı tasvir edilmiştir. Botticelli’nin, eserinin görsel güzelliği dışında esere eklediği birçok sembolik ayrıntı onu daha da özel kılar.

Doğum, bereket, aşk ve tutkunun simgesi olan Venüs, eserde sadece dünyevi aşkı değil spiritüel aşkı da simgeler. Çiçeklerin tanrıçası olarak da bilinen Venüs, arzunun simgesi pembe gülle ilişkilendirilirken, yeniden doğuşun simgesi deniz kabuğu tekrar diriliş umudunu yansıtır. Eserde, spiritüel tutkuyu simgeleyen Zefirler ise ruh ve maddenin bir araya gelmesine yardımcı olmaktadır.

Melie’nin, Botticelli’nin bu muazzam eserinden ilham alarak tasarladığı “Venus” koleksiyonu tıpkı eserde anlatıldığı gibi aşkı, tutkuyu, güzelliği dünyevi olarak değil manevi olarak anlatmak ister. Zarafetin simgesi inci ve renkli taşların hayat verdiği tasarımlar, eserden ipuçları verecek şekilde adlandırılmıştır. Eserde hâkim olan gülkurusu, yeşil ve altın renklerin mücevhere yansıması için ise; turmalinin, safirlerin ve renkli taşların en uygun tonları seçilmiştir.

Her koleksiyonda din, dil, kültür ayırt etmeksizin farklı kültür ve zamanlarda yaşanmış aşklardan ilham alan Melie’nin koleksiyonları bu seferde gizli ve platonik bir aşka gönderme yapıyor. Sandro Botticelli’nin eserlerinin çoğunda yer alan ve incelendiğinde aynı kadın olduğu düşünülen “Simonetta”ya karşılıksız olarak âşıktır. Bu öyle bir aşktır ki, küllerinin ondan yaklaşık 30 yıl önce sonsuzluğa uğurladığı Simonetta’nın ayaklarının ucuna gömülmesini ister. Eserleri ile ölümsüzleşen Botticelli, “Simonetta” ile Melie’nin “Venus” koleksiyonunda buluşuyor.