Golden Serpent

İlk insandan Sümerlilere, Mezopotamya’dan Eski Mısıra, Yunanlılardan Çin İmparatorluğu’na kadar uzanan bir yolculuğa hazır mısınız? İşte Melie’nin “Golden Serpent” koleksiyonuna ilham veren efsaneler...

Gılgamış Destanı’nı duymayan yoktur. Dostunun ölümüyle yıkılan Gılgamış; yaşamın ve ölümün sırrını bulmaya karar verir. Kral Utnapiştim, ona gençliği geri getirebilecek, ölüyü bile diriltebilecek olan bitkiyi nerede bulacağını söyler. Gılgamış sonunda bitkiyi bulur fakat uyuyakaldığı bir su kenarında yılanın biri bitkiyi yer. Bitkiyi yılanın yediğini geride bıraktığı derisinden anlayan Gılgamış çok üzülür. Mezopotamyalılar bu yüzden sık sık deri değiştiren yılanı, yaşam gücünün kaynağı olarak kabul etmişlerdir.
Antik Mısır’da yılan, tanrısal gücü ve saltanatı simgelerken aynı zamanda karanlığın habercisi olarak da görülmüştür. Firavunların taçlarının ve saç aksesuarlarının üzerini süsleyen “Uraeus” denilen stilize edilmiş kobra yılanları, estetiğin dışında farklı anlamlarda taşıyordu. Uraeus, Mısır panteonunun en eski tanrılarından biri olan Wadjet’i temsil ederdi ve Wadjet’in en önemli görevi Mısır’ı ve evreni kaostan korumaktı. Uraeus tanrılar ve firavunlar arasındaki gücü temsil ederken aynı zamanda ilahi otorite, kraliyet, egemenlik ve üstünlüğü de simgeliyordu.

Yunan mitolojisinde iyileştirici tanrıların en ünlüsü olan Asklepios, yanında gümüş bir tas ve etrafına yılan sarılmış bir asa ile betimlenir. Mitolojiye göre Asklepios gümüş tası şifa veren ilaçları yapmak için kullanırken, yılan sarılı asasıyla iki alemle de bağlantı kurabilir; ölüleri diriltirken hastalara şifa verebilir. Bu ünlü yılanlı asa, bugün de birçok yerde modern tıbbın sembolü olarak kullanılıyor.
Yılan figürü bir başka Yunan mitinde daha geçer. Hikâyeye göre Phorkus ve Keto’nun kızları olan Sthenno, Euryale ve Medusa, Athena tapınağında yaşarlar. Bu üç kız kardeşten sadece Medusa ölümlüdür. Medusa’nın güzelliği dillere destandır; onu Athena dâhil yeryüzündeki bütün kadınlar kıskanır. Poseidon’un da Medusa’ya aşık olduğunu öğrenen Athena çılgına döner ve Medusa’yı yılan saçlı bir canavara dönüştürür. Bununla da yetinmez, bakan kişiyi taşa çeviren Medusa’yı öldürmesi için çeşitli silahlarla kuşattığı Perseus ile anlaşır. Floransa’da bulunan, Benvenuto Cellini tarafından 1545 yılında yapılan ünlü Perseus ve Medusa bronz heykeli tam da bu sahneyi anlatır.
Mezopotamya’da bugün Tarsus olarak bilinen yerde geçen Şahmeran efsanesi, dünyanın birçok yerinde farklı hikâyelere ilham vermiştir. Farsça’da “Yılanların şahı” anlamına gelen Şahmeran’ın; dostluk ve bilgelik üzerine yazılmış olan efsanesi şöyle başlar: Lokman Hekim olduğu düşünülen bir genç, arkadaşları ile beraber bir kuyunun dibinde bal olduğunu keşfeder. Bu genç kuyunun dibine inerek bal dolu küpü iple bağlar ve arkadaşlarının yukarı çekmesini sağlar. Fakat sıra kendisini yukarı çekmeye geldiğinde balı paylaşmak istemeyen arkadaşları genci kuyunun dibinde bırakır. Çıkmak için başka bir yol arayan genç, bir delikten ışığın sızdığını görür ve o deliği kazmaya başlar. Karşısına insan başlı, yılan gövdeli bir kadın çıkar. Etrafında binlerce yılanın olduğu bu kişi Şahmeran’dır. Şahmeran ve diğer yılanlar çok güzel bir bahçede yaşarlar. Genç adam günlerini, aylarını burada geçirdikten sonra artık gitmek istediğini söyler. Şahmeran ona kendisinden kimseye bahsetmemesini söyler ve bu şekilde ayrılırlar. Günlerden bir gün padişahın kızı hasta olur ve tek tedavinin Şahmeran’da olduğu bilgisi yayılır. Padişahın kötü niyetli veziri; “Şahmeran’ı gören bir kişi varsa sırtı tıpkı bir yılanınki gibi pul puldur” der ve herkesi hamama gitmeye zorlar. Genç, istemeden de olsa Şahmeran’ı gördüğünü söylemek zorunda kalır ve Şahmeran yakalanır. Öldürülmeden önce genç arkadaşına vücudunda hem bilgeliği, hem şifayı hem de ölümcül zehri barındırdığını söyler ve bilgeliği kendisinin, şifayı padişahın kızının, zehri ise vezirin içmesini sağlamasını söyler. Dostluğun ve bilgeliğin anlatıldığı bu efsanenin kahramanı Şahmeran’ın resimleri, bugün bile evleri yılanlardan koruduğu inancıyla duvarlara asılıyor.

Şimdi de bir Çin efsanesine gidelim. Xu Xian adlı genç ve yetenekli bir bitki bilimci, yeni açtığı eczanesi için bitki almak istemiş fakat eski patronunun ona düzenbazlıkla sattığı çürümüş bitkilerle kalmıştır. Yayılan salgın bir hastalık sebebiyle yeni eczaneye akınla hasta gelirken, Xu Xian’ın yardımına eşi Bai Su Zhen yetişir. Bai, çürümüş bitkilerden bir ilaç yapar ve bunu içen hastalar anında iyileşir. Bir gün Fa Hai isimli bir keşiş genç, Xu Xian’ı ziyarete gelir ve eşinin aslında göründüğü gibi biri olmadığını, onun özel güçlere sahip bir canavar olduğunu söyler. Xu Xian, bu sözlere sadece gülerek karşılık verse de keşiş konuşmaya devam eder ve ona vereceği şarabı, karısının özel güçlerinin en zayıf olacağı yılın 5. ayının 5. gününde içirmesini söyler. Bu şekilde gerçeği kendisinin görmesini ister. Gün yaklaştığında genç adam keşişin dediği gibi yapar ve şarabı karısına içerir. Şarap Bai Su Zhen’in dudaklarına değer değmez kocaman, beyaz bir yılana dönüşür ve Xu Xian şaşkınlıktan ölür. Bai, özel güçlerinin eşini kurtaramayacağını bilir fakat aklında başka bir fikir vardır. Kun Lun Dağları’nın yasak zirvelerinde, yaşlı bilge bir adam ve muhafızları tarafından korunan bir bitki ölüyü dahi diriltebilir. Bai Su Zhen, bir bulutun üzerinde Kun Lun Dağı’na gider ve muhafızları kandırmak için yaşlı bir keşiş kılağına bürünür. Gizlice bitkiden bir parça koparıp kaçmaya çalışırken muhafızlara yakalanır. Yaşlı bilge adam, onun zaten ölümsüz olduğunu söyler ve neden bitkiyi çalmak istediğini sorar. Bai 1000 yılı aşkın karmasının olduğu ölen eşini ne kadar sevdiğini ve geri kalan tüm hikâyeyi anlatır. Eşinin hayata dönerse artık onu istemeyebileceğini bilmesine rağmen onu hayata döndürmek istediğini söyler. Duyduklarından çok etkilenen yaşlı bilge, Bai Su Zhen’in bitkiyle dağdan ayrılmasına izin verir. Bai, yine bir bulutun üstünde evine, eşinin yanına geri döner. Bitkiden verdiği eşi uyanır ve eşi Bai’ye gülümser. Xu Xian’ın yaşadığı korkudan eser kalmamıştır.
Ölümsüzlük otunu bir yılana kaptıran Gılgamış, yılan asalı şifacı Asklepios, yılan saçlı Medusa, Wadjet’in gücü, bilge Şahmeran ve iyi kalpli beyaz yılan Bai Su Zhen… Yılanlar, insanları geçmişte de tıpkı günümüzde olduğu gibi korkuttuğu kadar etkilemişti. Melie’nin “Golden Serpent” koleksiyonu, yılanların estetik sarmal formalarını bu hikâyelerden ilhamla mücevherlere taşıyor.