Marcus & Kleopatra
Shakespeare’in yazdığı Antonius ve Kleopatra, ilk defa 1600 yılında Londra’da sahnelenmiştir. Shakespeare’in, Everest’i olarak nitelendirilen tragedyada, iki sevgili arasındaki aşkın, bu dünyanın sınırlarına sığmayacak kadar uçsuz bucaksız olduğu anlatılır. Bir yanda sadece onura ve Tanrı’ya tapan Antonius, bir diğer yanda ise sadece aşka tapan Kleopatra vardır. Çift, müthiş bir hazı paylaşırken, aynı zamanda birbirine kuşkular ve korkular içinde işkence eder.
Antonius; cesur, onurlu ve akıllıdır. Kleopatra ise; insanı hayrete düşüren, birbiriyle tamamıyla aykırı özelliklerle doludur. Hem yalancıdır, hem dürüst, hem mantıksızdır hem akıllı, hem cesurdur hem de korkak. Yılanların zarif kıvraklığı, hainliği, sinsi gücünün Kleopatra’da da olduğunan inanan Antonius, sevdiği kadına “Nil’in Yılanı” der. Tragedya boyunca, Kleopatra’nın çocuksu, kadınsı, bencil, fedakâr gibi değişken ruh hallerine karşı, Kleopatra’da tek değişmeyenin; Antonius’a duyduğu aşk olduğu dile getirilir.
Tragedyanın sonunda, âşıklar ölümle karşı karşıya kalınca, bu yıkıcı tutkunun, bu şehvetli aşkın aslında özü saf bir sevgi olduğu anlaşılır. Antonius ve Kleopatra Serisi’ndeki mücevherler, tragedya boyunca iki aşığın birbirlerine söylediği sözlerden esinlenerek tasarlanmıştır. Koleksiyonda yer alan kılıçlar, Antonius’un onurlu, gururlu, cesur karakterine atıfta bulunurken, sarmal yılan formlar Kleopatra’nın kıvrak, değişken kişiliğine gönderme yapar. Koleksiyon içerisinde sıkça kullanılan Lapis Lazuli taşı ise Mısır’da o dönemde sıkça kullanılan bir taş olması nedeniyle seçilmiştir.